Gonca Kocabaş / Milliyet.com.tr – Baki Mert Özsüren, İskenderun doğumlu. Ticaretle, müzikle ve içerik üreticiliğiyle uğraşan Mert’in kendince bir bakış açısı var ve modern dünyada bu çizgide kalarak yaşamaya çalıştığını söylüyor. Hobilerine, kendine vakit ayırmaya ve çocukluktan beri kurduğu hayalleri gerçekleştirmeye önem veren Mert, “Benim lügatımdaki ‘zenginlik’ kelimesinin karşılığı biraz farklı. Çok aşırı çalışıp, stres içinde oradan oraya koşarak çok para kazanılabilir belki. Ama bu kadar stresin, çalan telefonların, günlük koşuşturmaların arasında hayat ve zaman akıp gidiyor ve çoğu insan bunun farkına varamıyor. Bana göre zenginlik; kendine yetecek kadar para kazanıp, aynı zamanda çok fazla özgür vakte sahip olabilmektir. İstediğin zaman yola çıkabilmek ve dönmek için hiç acelesi olmamaktır. İskenderun Teknik Üniversitesi’nde Makine Mühendisliği’ni bitirdikten sonraki 5 yıllık ticaret ve iş hayatımda bu sonuca vardım ve bu şekilde yaşanılabilir mi bunu deniyorum” bilgisini paylaştı.

‘TÜRKİYE’DEKİ BÜTÜN ANTİK KENTLERİ GEZMEYE KARAR VERDİM’
En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Google üzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.
kaynak olarak ekleyin
10 yaşındaki Mert’in, oyun konsolunun başında otururken en sevdiği oyunlar antik zamanlarda geçen, mitolojik hikâyeli macera oyunları ve arabalı oyunlardı. Ayrıca keşfetmeye dair büyük bir ilgisi vardı. Büyüdükçe içinde bir maceraperest oluşmaya başladı. Bu, lisede motosiklet hobisi olarak dışarıya vurmaya başlamıştı. “Bu motosiklet sevdası bana 17 yaşımdayken aslında bir yere varmaktan değil, yolda olmanın kendisinden çok zevk aldığımı fark ettirdi” diyen Mert, “Ben bir yerlere sürmek için değil, yolun kendisi için vardım sanki. Ancak 2018 Temmuz’unda hayatımın en büyük trajedisini yaşadım ve kuzenim Cihan Özgür Özsüren’i bir motosiklet kazasında kaybettim. Ailemizin yaşadığı en acı olaydı ve bu olaydan sonra hayatımın zirvesinden bir anda çok sert bir şekilde aşağı çakıldım. Artık bu acının üzerine motosiklete binemezdim. Yani üzerine kurduğum bütün yaşam tarzı adeta üzerime yıkıldı. O dönemlerin sonuna doğru 20 yaşına gelmiştim ve bir gün arkadaşım Saygı ile Nevşehir’e giderken, Tyana Antik Kenti’nin kalıntılarına giden bir yola tesadüfen girdik. Antik su kemerleri oldukça iyi durumdaydı ve yolun kenarındaydı. Aracı kenara çektim ve o yapıyı büyük bir hayranlıkla inceledim. Taşlara dokundum. Dokundukça içimde garip bir his oluştu. Çünkü bu yapı benden binlerce yıl önce yapılmıştı. Kim bilir kimlerin elleri değdi, kimler bunun üzerine çıktı, kimler burada oyun oynadı. O an, aslında ne kadar basit ve gelip geçici varlıklar olduğumuzu tekrar fark ettim” dedi ve ekledi:
“Bu olaydan sonra çocukluğumdan beri aslında antik tarihe ilgili olduğumu da fark ettim. Çocukken oynadığım oyunlardaki, keşif ve mitoloji merakı aslında hala içimde vardı. Maceraperestlik ve gezme hobimin yanına bu ‘antik eserler’ merakını da ekledim ve Türkiye’deki bütün antik kentleri gezmeye karar verdim. Tabi bu antik kentler farklı şehirlerdeydi ve oralara gittiğimde konaklamam gerekiyordu. Otellerde kalarak bunun altından kalkamazdım. Bu yüzden içimde bir yerde bekleyen yeni bir hobinin daha kilidini açtım: Kampçılık. İlk başta aracımın yanına çadır kurarak başladım. Ancak Akdeniz şehirlerinin sıcak yaz günlerinde, nemli sıcaktan uyuyamayınca alternatif çözümler aramam gerekti. O sırada yeni bir araba alacaktım ve Tesla Model Y araçlarda ‘kamp modu’ özelliği olduğunu gördüm. Arka koltukları yatırıp yatak sererek uyuyabiliyor ve sabaha kadar klimayı çalıştırabiliyordunuz. Klima, bir gecede ortalama yüzde 5–10 batarya harcıyordu. Bu yaşam tarzı takipçilerimin de dikkatini çekti ve kısa zamanda yüz binlerce aboneye ulaştım. Gittiğim her şehirde tanınır hale gelmeye başladım.”

‘ŞEHİR İÇİNDE KARAVANDA YAŞAMAK ORADA BİR DAİRENİZ VARMIŞ GİBİ HİSSETTİRİYOR’
“Arabanın bagajındaki ilk kampımı Adana’da yapmıştım” diyen Mert, “Açıkçası araca sığıp sığmama ve camlardan görünme konusunda biraz tereddütlerim vardı. Adana’da Seyhan Barajı kıyısına aracı park ettim ve sabaha kadar klima açık şekilde ilk araba kampımı yaptım. Gece bir kez polis gelip içeri ışık tuttu. Ama onun dışında gayet konforluydu ve araç sabaha kadar sadece yüzde 7 şarj harcamıştı. Çadırdan kesinlikle çok daha konforluydu. Ancak, bagajda yaşanır mı? tepkileriyle elbette karşılaştım. Çoğu insan bunun nasıl mümkün olduğunu merak ediyor ve rahat olduğuna pek inanamıyor. ‘Nasıl uyuyorsun, yüzünü nasıl yıkıyorsun, tuvaleti nasıl yapıyorsun?’ gibi sorular geliyor. Ama kampçılık özünde konfor için yapılan bir şey değildir; bir maceraperest yaşam tarzıdır. Ben 7–8 gün bu şekilde aracımla geziler ve kamplar yaptım” şeklinde konuştu.
“Bagajda kamp iyi olsa da ekipman ve eşyaları koyacak pek yeriniz olmuyor” diyen Mert, “Biraz fazla minimal olmak zorunda kalıyorsunuz. Bu yüzden hiçbir zaman bir karavan konforunu veremez. Ben de Ankara’dan 2. el güzel bir çekme karavan aldım. Açıkçası karavanımla ilk deneyimimi doğada değil de direkt şehir içerisinde gerçekleştirmek istedim. Çünkü bana bu fikir çok çekici geliyor. Karavanın bulunduğun şehirde sanki bir dairen varmış gibi bir his veriyor. Kapını bir açıyorsun ve dışarıda akan bir şehir. Dışarı çıkıyorsun ve aracı orada bırakıp istediğin yere gidiyorsun. Sonra akşam yine gelip evine, yani karavanına giriyorsun. Tabii pratikte düşüncem bu yöndeydi ama bunu deneyimlemeden emin olamazdım. O yüzden karavanı Ankara’dan alıp direkt İstanbul’a sürdüm” dedi ve ekledi:
“Şehre hem yakın hem uzak olacak bir noktada olmak istiyordum. Bu yüzden önce Maslak’ta kalmayı denedim. Ancak orada uygun park yeri bulamadım ve bu yüzden yanlış yere park etmekten dolayı bir adet trafik cezası yedim. Bunun üzerine İstanbul Havalimanı tarafına doğru giderek daha uygun ve toplu taşımaya yakın olan uygun bir konum buldum. Burada kimseye rahatsızlık vermeyerek ve kuralları ihlal etmeyecek şekilde 6 gün boyunca kalabildim. Gündüz kahvaltıdan sonra karavandan çıkıp metro ile şehir merkezine gidiyor, akşamda geri geliyordum. Bazen de karavanın içerisinde oturarak ofisimde çalışır gibi işlerimi hallediyordum. Gün içinde karavan hep aklımda oluyor ve biraz tedirgin oluyordum. Ancak çok şükür bir sorun yaşamadım.”

“Son 2 gün Şile’ye gittim ve kendimi sanki İstanbul’da değil de, Antalya taraflarında bir tatil beldesinde hissettim” diyen Mert, “Şile gerçekten çok güzelmiş ve harika bir doğası var. Plajları, kumları gerçekten inanılmaz. İstanbul o kadar garip bir coğrafyadaki, her türlü imkan etrafında toplanmış gibi cidden. Güneş panelinden elektrik üretmek gerçekten güzel. Ama karavanı bir ağacın altında tutarsanız aküler şarj olamıyor ve elektrik biranda bitebilir. Mümkün olduğunca açık havada kalmalı karavan. Açık havada güneşin altında kalacağı içinde, içerisinin çok ısınmaması için iyi yalıtımlı bir karavan almak kesinlikle önemli. Kalitesiz ve çok ucuz karavanlar sizi bu hobiden soğutabilir” şeklinde konuştu.
‘KARAVAN KULLANANARA ÖNYARGILI BAKAN İNSANLAR VAR’
“İstanbul’da 10 metrelik bir aracı kullanmak ve ona uygun park yeri bulmak elbette zor oldu” diyen Mert, “Bir keresinde Bebek’te yanlış bir sokağa girdim ve sokak ilerledikçe hem daraldı hem de yokuş olmaya başladı. Sonrasında ise aracım karavanı çekemedi ve bulunduğum yerde neredeyse mahsur kalıp trafiği kilitliyordum. Sonrasında çevredeki vatandaşlar bana neyse ki yardım etti ve bir şekilde bu yoldan çıkabildim. Park yeri bulmak zordu. Ayrıca park yerinin sessiz sakin bir yerde olması da önemliydi çünkü etraftan geçen araçların sesi karavanın yalıtımı iyi olsa dahi duyulabiliyordu” ifadelerine yer verdi.
“Çekme karavan düşündüğüm kadar kolay değildi, bir yerden U dönüşü yapmak, geri geri gitmek, park etmek vb. bunların hepsi ciddi bir sürüş tecrübesi istiyor” diyen Mert, “Bu yüzden kesinlikle karavan sürüşü konusunda tecrübesiz yola çıkılmamalı. Onun dışında karavanları kötü niyetli ve saygısız kullanan kişiler yüzünden çevreye rahatsızlık verilmiş olmasından dolayı karavanlara önyargıyla bakan insanların olması. Bir yere park ederken oradaki esnaf gelip ‘burada uzun kalmayın, ‘burada çok duracak mısınız’ gibi şeyler sorabiliyor. Bunlar da biraz önyargıdan dolayı” şeklinde konuştu.

‘TRAFİKTE BEKLERKEN YAN ARABA SİZE KARAVANLA İLGİLİ SORULAR SORABİLİR’
Karavanın konaklamak için oldukça ekonomik olduğunu dile getiren Mert, “Ancak park yeri, yakıt, yiyecek içecek, bakım gibi masrafları da koyarsanız tamamen masrafsız bir yaşam tarzı denemez. Yine de otel ve ev kiralarından daha ucuza geliyor. Ancak açıkçası bagaj kampı daha özgür hissettiriyor beni. Çünkü aracınızın gittiği her yere gidebiliyorsunuz ve kimse ‘buraya park edemezsin’ gibi şeyler söylemiyor (yasak değilse). Küçük alanda yaşamak psikolojimi de olumlu yönde etkiledi. Çünkü gün içerisinde ofiste vakit geçiren birisiyim, karavanda da ofiste yaptığım şeylerin aynısını yapabiliyorum. İşlerimi bilgisayar ve telefon başında gerçekleştirebiliyorum. Ama karavandayken manzaram boğaz, orman, göl ve deniz olabiliyor. Ama İskenderun’daki ofisimin manzarası hep sabit” bilgisini paylaştı.
“Karavancıysanız çevrenizdekilerin ilgisinden dolayı bol bol muhabbet etmeye hazır olmalısınız” diyen Mert, “Bir çeşmeden su doldururken, petrol istasyonunda, park yerinde birçok kez yeni insanlarla tanıştım ve içten sohbetler ettik. Trafikte kırmızı ışıkta beklerken bile yan arabadan birisi size sorular sorarsa hiç şaşırmayın. Modern yaşam insanlara çok fazla sorumluluk yükleyip onları doğadan ve sakin yaşamdan uzaklaştırıyor. Şehirlerde betonların arasında yaşamak zorunda bırakıyor. Ama öte yandan insanlar sosyal medyaya girdiklerinde çok fazla uyarıcı unsur görüyor. Birilerinin yaşam tarzlarını, gezdiği gittiği yerleri, bu onlarda sanki bir şeyleri kaçırıyor gibi bir hissiyat uyandırıyor” dedi ve sözlerini şöyle sonlandırdı:
“Ancak herkesin imkânları aynı değil. İnsanlar çalışmak, para kazanmak ve o parayı ölçülü harcamak zorunda. İşte karavanlar hem sık sık seyahat edip hem de uygun maliyetlerle konaklayabilmeyi ve bir nebze ev konforu verebilmeyi vaat ettiği için insanlara çok cazip geliyor. O yüzden toplumun her gelir kademesindeki kişiler için merak edilen bir unsura dönüşüyor. Modern ve kapitalist yaşamın insanı esir ettiği dünyada, kendini bir nebze özgür hissetmesini sağlıyor. Bence her insan merak ettiği bir şeyi zaman kaybetmeden denemeli. Çünkü bir hobi bazen çok ilginizi çekse de size uygun olmayabiliyor. Karavancılık hobisine ilginiz varsa ilk yapılması gereken onu kiralayarak veya çevrenizde sahip olan bir arkadaşınızla denemek olabilir. Böylece bu hobinin iyi ve kötü yanlarını görerek daha doğru adımlar atabilirsiniz.”
The post İstanbul sokaklarında karavanda yaşadı! ‘Önce Maslak’ta kalmayı denedim… Olduğunuz semtte bir eviniz var gibi’ appeared first on Kilis Egitim.